27 Kasım 2001 - Bak ki Anlatabilesin

-
Aa
+
a
a
a

Merhaba kainat!

Blow-up: Körfez Savaşı sırasında alışkın olmadığımız için yadırgamıştık; Afganistan savaşında ise gözlerimiz aradığı halde bir türlü bulamıyordu; savaştan bir nevi canlı yayına kavuşmak bugün kısmet oldu. NTV’nin görüntüleri, günlerdir kaynayan Kale-i Ceng hapishanesindendi. İçerde ayaklanan yabancı Taliban savaşçıları ile Kuzey İttifakı askerleri arasında süren mücadelenin, nasıl bir katliam sahnesinin etrafında cereyan ettiğini gördük. Muhabir Nevin Sungur ile kameraman Cumhur Çatkaya, gazetecilikte cesaretin ne olabileceğinin somut bir örneklerine bir yenisini ekleyerek savaşın laftan, fotoğraflardan, haritalardaki kırmızı hatlardan, bir koyup birkaç almaktan çok daha (çok, çok, çok daha) ölümcül olduğunu gösterdiler. Kale-i Ceng’in içinde yüzlerce kavrulmuş ve parçalanmış beden yatıyordu. Kuzey İttifak’ından bir savaşçı, dünyanın gözü önünde aldığı kurşunla yuvarlana yuvarlana burcun dibine devrildi. Televizyonda gördük (NTV, NTVMSNBC). Evvelkiler gibi, bunları da bir an evvel unutmayı bekliyoruz şimdi. İyileşebilmek için, medeni hayatlarımıza, ruh dirliğimize avdet etmek için.

Kunduz ise düştü. Düştü, düşecek derken kesinleşti düştüğü. Orada direnenler de uluslararası savaş hukukuna göre muamele görecekti ya, ayıptır söylemesi; oluyormuş ufak tefek istenmeyen vaziyetler. Şehirde bir bayram havası varmış kurtuluşu kutlayanlar arasında, ancak öte taraftan yaralı esirlerden kimilerinin vurulup pazar meydanında çürümeye terk edildikleri de söyleniyor. General Reşid Dostum, 6 bin kişinin teslim olduğunu, teslim olanlara ne yapılacağına Birleşmiş Milletler’in karar vereceğini, uluslararası hukuka uygun davranılacağını (Amerika’nın desteği sürdüğü sürece kendisinin de bir Batılı gibi davranacağını... –şaka, şaka) söylemiş. Teslim olmaya direnenlere ne olduğu sorusunu ise duymamış gibi yapmış. (BBC, Guardian).

Aşağı, dosdoğru aşağı: Şimdi hedef Kandehar. Güneye gidiyoruz. Taliban’ın son kalesine... Bu arada, Amerika’nın o çok meşhur, 226 yıllık ve her Amerikalı çocuğun rüyası Deniz Piyadeleri de ‘debut’larını yapmışlar. Operasyonun onların gelmeleriyle ilgili kısmına ‘Tez Özgürlük’ adı verilmiş. Tez gelecek, kalıcı olacak. Başlıca görevleri, Taliban ve El-Kaide liderlerinin kaçış yollarını kapatmakmış deniz piyadelerinin. Pentagon ise ser verip sır vermiyormuş harekatın tezlik gradosu ve randınamı hakkında. Amerikan askerlerinin Kandehar’a karadan yönelmeleriyle beraber, savaşın Afganistan’da geçen birinci perdesinin final sahnesinin başladığını söyleyenler de var (BBC, Independent, Guardian).

Kalıcı Özgürlük hiç şüphesiz Kandehar’ı da kucaklayacak. Mukadder bu. Ancak, BM Gıda Örgütü’nün açıklamasına göre halen 230 bin kişi açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıyaymış. Güvenlik eksikliği yüzünden yeterince yardım dağıtımı yapılamadığı da biliniyordu zaten (BBC). Özgürlüğün tadını çıkaracak insan kalmaması ihtimali sahiden canını sıkıyor insanın. Kesiyoruz bu bahsi burada.

Buyrun masaya: Afganistan’da geniş tabanlı bir hükümet kurulmasına yönelik taahhüdün zikredilmesi amacıyla başlatılacak konuşmalar, güvenlik gerekçesiyle Berlin’den Bonn yakınlarındaki Koenigswinter’a aktarılmıştı. Orada Petersberg Oteli varmış ve bu tip tarihi konuşmalara ev sahipliği yapmasıyla da meşhurmuş pek. Diplomatik hassasiyet de had safhadaymış. Kahvaltı imsaktan evvel başlayacakmış mesela. Yemeklerde domuz eti, elbette, söz konusu olmadığı gibi soslara şarap ve bira ilavesinden de imtina edilecekmiş. Neyse... Konuşmaların kısa sürmesi ve asıl toplantıların önümüzdeki haftalarda başlaması bekleniyormuş. Kimlerin katıldığına gelince şöyle: 1. Kuzey İttifakı 2. Zahir Şah’ın delegasyonu 3. Kıbrıs Grubu (Afgan sürgünler, siyasetçiler, eski mücahitler) 4. Peşaver Grubu (Paştun ağırlıklı) (BBC).

Masa başında Irak meselesi de konuşulmaya devam ediyor. Bush, Saddam’a hitaben, BM silah denetçilerine izin vermesi çağrısında bulunmuş “Yoksa,” demiş, “Sonucuna katlanırsın.” Ayrıca, ‘terörle mücadele’ konusunda da “Henüz bitmedi, henüz bitmedi,” diyormuş ısrarla (Newsweek, BBC, Guardian).

Ateş kesilmiyor: Tefrikayı yazarken flaş haber olarak geldi: İki Filistinli öldürülmüş. Geçen gün de Hamas’ın 1 numaralı teroristlerinden biri daha öldürülmüştü. Alex Fishman, konuyla ilgili bir makalesinde bütün bu öldürülenlerin, Hamas’ın 1 numaralı adamları olduğuna dikkat çekmiş. Hamas’ta 2 numara ya da, ne bileyim, 3 numara yok mudur, diye sual ediyor (Yediot Aharonot). Geçerken söyleyelim; geçen gün okul yolunda havaya uçan 5 Filistinli çocuğun İsrail ordusunun yerleştirdiği bombalar yüzünden öldükleri açıklandı (AA). MAKAS ARTIĞI 

Bütün kainatta şöyle şeyler de oldu:

ABD’nin, uzun zamandır beklenen resesyona bu yılın Mayıs ayı itibariyle resmen girdiği açıklandı. Amerika’daki son büyük resesyonun üzerinden tamı tamına 10 yıl geçmiş bulunuyor (BBC).

Türkiye’deki krize gelinirse faturasının, yani gerçek faturasının ağır olduğu ortaya çıkmış. Bir yıl içinde sadece İTO’ya kayıtlı 75 bin firma kapanmış mesela. Resmi verilere göre bu sayı 15 binmiş (Dünya).

Ve Akşam gazetesinden ayniyle iktibas: “Güneydoğu gazisi, eşi ve 3 çocuğunu öldürüp intihar etti. Terörle Mücadele Şubesi’nde çalışan Turgut Kahraman (40), dün akşam Gaziemir’deki evinde eşiyle tartıştı. Cinnet getiren polis, beylik silahını ailesine yöneltti. Çılgın polis, eşi Gülperi (34), kızları Havva (10), Sümeyya (5) ve oğlu Hasan’ı (3) kurşunlayarak öldürdü. Ailesini yok eden Kahraman, daha sonra silahı başına dayayarak intihar etti.”

“Çılgın” demişiz polis memuru için. Hilkatten mi çılgınmış acaba müntehir memur bey? Azar azar mı çıldırmış zaman içinde? O ve ailesi neyin faturasını ödediler acaba? Hakiki fatura mıydı ödenen, naylon mu?

Siz düşünedurun, devamı yarın...

Ömer Madra – Şerif Erol